Samuel Taylor Coleridge-Yaşlı Gemici

Posted on

Coleridge’e göre sanat dış gerçekliğin bir taklidi değil,kişisel yaşantının ifadesidir. Şiirin en önemli eksenini şairin özel duyguları,düşünceleri,inançları ve izlenimleri oluşturur.

Onun şiirinde doğa, öznelliğin dışavurumudur. Doğa betimlemeleri onun ruh halinin göstergesidir. Doğa aynı zamanda mistik bir güçtür ve şairle Tanrı arasındaki bağdır. İhtiyar denizci ancak doğanın en iğrenç yaratıklarına , solucanla yılan arası bir çeşit deniz hayvanına sevgi ve acıma duyabildiği zaman Tanrı’nın lanetinden kurtulabilir ve sonsuza dek yitirdiğini sandığı insanlığına kavuşur. (s. 97) Bu söylem ” İnsanoğlu sevdiği müddetçe yaşarla ” birebir örtüşmüyor mu? Acılar dağına ulaşan ya da onu aşanların yüreğine sevginin resmini çizer aşk; bu resmi ne zaman silebilir ne de ölüm.. Yazmak da bir çeşit ölüme meydan okumak değil mi? Şair doğanın mekanik bir gerçeklik olduğunu yadsıyarak, onun gizemini kavradığı , yaşayan bir varlık olduğunu duyabildiği ölçüde, yaratıcılığını güçlendirir; çünkü en güçlü yaratıcı olan Tanrı’ya ancak böyle ulaşabilir.

Coleridge şiirine folklordan yararlanarak gizem ve büyüyü getirdi. Amacı, duyularla algılanıp gözlemlenebilen gerçekliğin ötesinde doğaüstü bir gerçeklik ve denenmemiş varoluş biçimleri okurlarına hatırlatmaktı. Ona göre insan beyni dış dünyayı algılayıp yansıtan bir tubula rasa(boş bir levha) değil yaşantısal gerçekliği biçimlendiren yaratıcı bir güçtür. Sanatçı bu gücü en çok kullanan kişi olarak bütün öbür insanlardan üstündür. O sanatçının olağanüstü niteliklere sahip kişi olduğu düşüncesini kendinden sonraki romantiklere miras bıraktı.

Nevcihan Oktar